Hos Geldiniz! Mesaj yazmayi Unutmayin! Mesaj YAZ! / Yorum EKLE ! >>

#1
İsim:
yeliz
29-08-2007 / 10:53:15
E-Mail:
Mesaj:
EYLÜL
Zifiri karanlığın kör noktasından sesleniyorum sana
Yalnızlığım ve sensizliğim bir tokat gibi çarpıp duvarlara geri dönüyor
Sessizliği yaşarken sarhoşçasına isyan ediyorum ayrılıklara
Ve sensizliğe koşuyorum kader oyununun son perdesinde
Ölüme koşar gibi kor ateşlerde yanar gibi
Eylül;kaybetmeden seni anlayamamışım ismindeki esrarı
Meğer bütün ayrılıkları toplayarak hayattan
Acıdan bir duvar örmüşüm kendime
Sensiz sessiz ve çaresiz eylül
Sana olan duygularımı anlatmak o kadar zor ki
Buna ne karmaşık duygularım izin verir
Nede boğazımda düğümlenen hıçkırıklar
Eylül;öylesine sevmiştim ki seni
Sen yollarımın biricik ödülü
Belki ilk armağanıydın
Gecelerin sessiz ve ürkütücü karanlığında
Varlığına sığındım kaç kez
Doğan her güneşin pırıltısında
Sevgini süzdüm yüreğime
Esen yelin serinliği götürdü beni
Senli mutlu umutlu yarınlara
Şimdiyse eylül
Hep ayrılık motifleriyle süsledik ılık duygularımızı
Zaman en be an sensizliğe koşarken
Ben yenik,yılgın ve çaresizdim bu oyunda
Zamansız doğan güneşim
Benliğimi alıkoyan sebebimdin…

#2
İsim:
yeliz
29-08-2007 / 10:33:23
E-Mail:
Mesaj:
Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? “İlk bakışta aşık oldum” der
kimisi... Hiç yaşamadım bilemem. Doğrusu inanmam da... Kim böyle söylese ya da nerede okusam
bu cümleyi, olsa olsa etkilenmektir bunun adı, aşk değil diye düşünürüm. Böyle bir
cümleden sonra şartlanılmış bir aşk yaşanır ve biter. Anıldığında geçici bir hevesmiş
aslında diye düşünülür belki de... Neyse asıl konumuz bu değil. Düşsel bir aşkın
hikayesi anlatacağım ben size, ya da isterseniz yaşanmış bir aşk deyin siz bu aşka... Bu
hikayede, ilk bakışta aşk yok, arkadaşlıktan aşka dönüşen bir hikaye de değil bu! Bir
yasak aşk öyküsü hiç değil! İçinde biraz hüzün, biraz mutluluk gözyaşı, birkaç şiir
ve şarkı, yaralı iki yürek, kaygılar ve tabii ki uykusuz saatler var. Bu hikayenin içinde en
çok ümit var. Merkezde ise aşk...



Birbirine uzak iki şehir... Biri taş binalarla çevrilmiş, sokaklarında asık yüzlü
insanların dolaştığı, kuru ayazların kol gezdiği bir şehir... Diğeri deniz kokusu
iliklerine kadar sinen... Bu birbirinden çok farklı iki ayrı şehirde, birbirine çok benzeyen
iki insan... Birbirlerinden habersizken, aynı gecede aynı yıldızlara bakıp aynı dileği
tutuyorlar belki bir gün... Sonrasına siz masal deyin, ben hikaye... ya da bir düş... Dedim ya
hikayede en çok ümit var diye; bir ümitle başlıyor işte her şey...



Aşka en çok bahar yakışır değil mi? Oysa bir kış mevsiminde başlıyor bu düşsel aşk.
Dışarıda kış, yüreklerde bahar... Kırlar yerine, yüreklerde açıyor papatyalar...
Dışarısı soğukmuş, buz gibiymiş, ne gam? Yüreklerde güneş...



Kadın taş binalı, kuru ayazlı şehirde yaşıyor. Sahteliklerden, yalanlardan
bıkmışlığıyla bir uçurumun kenarındayken, bir ümit tutuyor elinden... Yani deniz kokan
kentten gelen adam! Onun ne işi vardı o uçurumun başında diye soracaksınız şimdi? O da aynı
sebeple oradaydı. Belki adam çevresindeki tüm sahteliklerin ve yalan sevdaların içinde
adamlığından utanmıştı da , onu uçurumdan atıp rahatlamak istiyordu. Yüreğini de
fırlatıp atacaktı; böylece kimse acıtamayacaktı onu bir daha... Ama karşılaşmayı hiç
beklemediği o yer de kadınla karşılaşmıştı işte... Adam ve kadın elele verip vazgeçtiler
yüreklerini atmaktan... Ne de olsa bir ümit vardı içlerinde hala... Aslında onların yürekleri
elele tutuştu... O ikisi birbirlerinin gözüne kaşına değil, boyuna posuna değil, yüreklerine
aşık oldular... Ve ilk sözleri “Yüreğine aşığım” oldu aşka ilk adımı
atarken. En çok kelimeler yardım etti onlara, birbirlerinin yüreğine dokunmaları için.
Bir gece vaktinde kadın adamı düşünürken güncesine şöyle yazdı:



“ Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? Belki bir şarkıyla, belki bir
şiirle gelir. Belki de bir yıldız olarak düşer avucunuza, dilek tuttuğunuz bir gecede... Uzak
bir kentte bir yürek şiirler yazar adınıza... Her dizede onu bulursunuz, her dizede kendinizi...
160 karaktere sığdırmaya çalışırsınız içinizden taşan her duyguyu...
Sığdıramazsınız... Sonra beceremeseniz de şiir yazmayı onun kadar güzel, bir şiir
dökülür kaleminizden...



Sesini hiç duymadığım,
Hiç dokunmadığım ellerine,
Bir şaire vurgunum şimdi.
Ben hiç oldum, o herşey!
Yaşadığı kentte,
Bir gece olsun uyumadım,
Gezmedim sokaklarında,
Duymadım o kentin gürültüsünü
Ve koklamadım denizinin kokusunu...
Ben onun avucundaki yıldız oldum,
O benim içimde ümit..
İşte bu yüzden;
Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk! ”



Adamsa bir hikaye yazdı ve anlattı bir aşkın başlangıcını... Sordu: “ Bir ümit
üzerine aşk yazılabilir mi? ” diye. Kimi onaylayarak ümit üzerine aşk yazılır dedi,
kimi vazgeç dedi aşkın aleviyle kırmızıya dönmekten... Bir başkası bu hikayenin sonu sadece
hüsran diyerek ümitleri kırdı ve bir dost destek verdi, kadın ve adamın mutluluğuna
katılarak... Sonu ne olur? Ne kadın biliyor, ne adam, ne de diğerleri... Tek bilen var sonunun ne
olacağını, gözle görülmeyen varlığı en derinde hissedilen tek bilen...



Şimdi iki ayrı kentte, birbirlerinin yaralarını kelimelerle sarmaya çalışan, iki yaralı
yürek avuç içlerinde bir yıldız tutarak, birbirlerini düşünüyorlar. Ağlamanın ne kadar
güzel olduğunu keşfediyorlar yeniden... Büyük bir mutlulukla yaşarken aşkı, hatta mutluluğu
içlerine daha fazla çakmak için uykularını feda ederken hep ‘bir ümit’
içlerinde... Ve bir taraftan kaygılanıyorlar, korkuyorlar gün gelir bu büyü bozulur
diye...Kelimelere, şiirlere, şarkılara sığınıyorlar birbirlerini daha çok hissetmek için...
Sonuç olarak düşsel bir aşka ‘merhaba’ diyen iki ayrı yürek, tek yürek olup
açtılar kapılarını mutluluğa... Ve göze aldılar ne zaman geleceği meçhul olan hüznü...
Yani bir ümidin üstüne aşk yazıldı, ve daha bitmedi hikaye... İçinizden geliyorsa devam edin
hadi yazmaya ve bir isim daha verin aşka...



Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk...
#3
İsim:
Şuayip Kırmaz
27-08-2007 / 22:51:02
E-Mail:
Mesaj:
Mutluluğun Sırrı
--------------------------------------------------

Ailesi ve kendisini seven hiç kimsesi olmayan bir
yetim kızla ilgili çok güzel bir masal vardır. Kendini
çok ama çok üzgün ve yalnız hissettiği bir gün,
çayırda yürürken, bir çalıya küçük bir kelebeğin
takıldığını görür. Kendini kurtarmak için çabaladıkça,
dikenler onun narin bedenini daha çok hırpalar. Küçük
yetim kız dikkatle kelebeği kurtarır. Uçup gitmek
yerine, kelebek güzel bir periye dönüşür. Kız
gözlerine inanamaz.

Peri, kıza, "Senin eşsiz iyi kalpli davranışın için,
sana bir dilek dileme hakkı veriyorum."der.

Kız bir an düşünür, sonra "Mutlu olmak istiyorum."
der.

Peri "Peki" der, ona doğru eğilir ve kulağına
fısıldar. Sonra da ortadan kaybolur.

Kız büyüdüğü sürece, ondan daha mutlu kimse yoktur.
Herkes ona mutluluğunun sırrını sorar. O ise gülümser
ve "Sırrım, küçük bir kızken iyi kalpli bir periyi
dinlemiş olmamdır."der.

Yaşlanıp, ölüm döşeğine düştüğünde, komşuları etrafına
toplanırlar. Sırrının da onunla birlikte yitip
gitmesinden korkmaktadırlar. "Lütfen bize söyle" diye
yalvarırlar. "İyi peri sana ne dedi?"

Sevimli yaşlı kadın gülümser ve "Bana şöyle söyledi"

der:"ne kadar güvende, ne kadar yaşlı ya da genç,
zengin ya da fakir olursa olsun herkesin sana ihtiyacı
var"
#4
İsim:
suayip kırmaz
26-08-2007 / 12:56:25
E-Mail:
Mesaj:
MERHABA SEVGİLİ DOSTLAR SİTEMİ ZİYARET ETTİĞİNİZ VE YAZDIĞINIZ İÇİN TŞK EDERİM .
İNŞALLAH BEĞENİRSİNİZ VE SIK SIK ZİYARET EDERSİNİZ .

Tüm Hakkı Saklıdır. SiteAraclari.com © 2006-2010
Oluşturma Süresi : 0.0343 saniye