BÜtÜn insanların hak dine iman etmeleri, hidayete kavuşmaları istenir olmakla beraber hiÇ gerÇekleşmemiştir ve gerÇekleşmeyecektir. Hak dine iman edenler, etmeyenlerle aynı dÜnyada ve aynı Ülkede hayatı paylaşacaklardır. MÜslÜmanlar, diğer din ve inanÇ sahipleriyle arkadaş, komşu, ortak, vatandaş, bazılarıyla dÜnÜr ve hısım... olacaklardır. MÜslÜmanın vazifesi insanları zorla MÜslÜman etmek de değildir, MÜslÜman olmayanlara dÜşmanca, haksız ve kaba davranmak da değildir. Bizimle dinimiz yÜzÜnden savaşmayan, bizim topraklarımıza göz dikip elimizden almak iÇin silaha sarılmayan gayr-i MÜslimlere iyilik (birr) ve adalet (kıst) ÇerÇevesinde davranmamız Kur'an buyruğudur (MÜmtehine: 60/8-9). Eğer onların da hidayete kavuşmalarını istiyorsak buna yardımcı olabilmek iÇin muhataplara göre uygulanacak, insan sayısınca usul, Üslub ve davranış biÇimi vardır. Bunların da başında "kendimizin iyi birer MÜslÜman olmamız, İslam'ı ahlak ve davranışlarımızla yansıtmamız" gelir. Adı ve iddiası MÜslÜman, ahlak ve davranışı –MÜslÜman olmayanlardan- kötÜ olan sözde MÜslÜmanların İslam'a verdikleri zarar, bazen ötekilerin verdikleri zarardan daha bÜyÜk olabilir ve hidayetin (davetin, Çağrının) önÜnde en önemli engeli teşkil edebilir.
hayreddin karaman
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=21.05.2010&y=HayrettinKaraman |