Hoş Geldiniz! Mesaj yazmayı Unutmayin! Mesaj YAZ! / Yorum EKLE ! >>

[1] - [2] - [3] - [4] - [5] - [6] - [7] - [8] - [9]

#1
isim:
Ahmet Emin SEYHAN
12-12-2009 / 04:56:07
E-Mail:
Gizli!
Mesaj:
zinayi ozendiren bazi sosyal virusler, beyinlere nasil sizar? neler yapar? etkileri ne zaman ortaya
cikar? suclulari kimlerdir? virusleri severek kabul edip, onaylayanlar masum mudur?



Ulkemizdeki bir takim dizilerde, izleyenlere nasil bir mesaj veriliyor bu konu uzerinde iyi
dusunmek lazim... bu virusleri kapan ailelerin nasil catirdadigi ve yikildigi ortada....

hep birlikte okuyalim.......



“Aliye'de, kadın zalim kocası ile iyi kalpli sevgilisi arasında gidip gelir...

Sıla'daki kadın ise şehirli eski nişanlısıyla doğulu Boran ağa arasında...

Bir Bulut Olsam'da Narin, psikopat amcaoğlu ile diğer alternatifler arasında sıkışır...

Asi'de, sadece Asi değil, kız kardeşi de 'esas sevdikleri' ile diğer seÇenekler arasında her
nedense, gidip gelmek zorundadır...

Hatırla Sevgili'de ise kadın, aralarında gidip geldiği erkeklerden birinin Çocuğunu ondan
habersiz doğurur, ancak başka birini o Çocuğa baba yaptıktan sonra, eskisine dönebilir...

Aşk Yakar'daki kadın, nikahtan önce kendisini terk eden adamı vurur, kendisine sahip Çıkan
savcı ile unutamadığı eski sevgilisi arasında gel gitler yaşar...

Dudaktan Kalbe, sevmesini bilmeyen bir adamın hikayesi olmaktan Çıkar; başrol kadını, kemancı
ile dayı oğlu arasında gidip gelmekten perişan olur...

Aşkı-ı Memnu'nun Bihter'i yaşlı kocası ve kocasının yeğeni arasında metronom Çubuğu gibi
salınır. Romanda bu duruma fazla dayanamayan Bihter'in intihar etmesine rağmen, dizide bu gidiş
geliş daha da uzayabilsin diye intihar olmaz...

Daha fazla sayayım mı?

Yoksa bu kadar örnek, TÜrk dizilerindeki hemen hemen bÜtÜn kadınların 'aşk' adı altında en az
iki seÇenek arasında gidip gelen profillere dönÜştÜrÜldÜğÜnÜ; bÜtÜn erkeklerin ise boynuz parlatma
yarışmalarına aday gösterildiğini anlatmak iÇin yeterli mi?”''



ne kadar da guzel ifade edilmis...

cok dogru bunlar....

seyretmeye devam etsinler bakalim....

ahlaksizligi ve iffetsizligi ozendiren, zinayi tesvik eden bu dizileri seyredenlerin sonlari nasil
olacak merak edenler mutlaka vardir....

bekleyip gorelim.....

yazik... cok yazik......

herkes bu sosyal virusu, kendi beynine kendi gozleri ile sokuyor...!!!!

bu konuda suclu arayanlar!

lutfen aynaya bakiniz!!!!
#2
isim:
Dr. Ahmet Emin SEYHAN
11-12-2009 / 21:00:07
E-Mail:
Gizli!
Mesaj:
Kıssadan hisseler ...

Avrupa'nın ÜnlÜ sanat merkezilerinden birinde, Çocuğun biri, vitrinde Çok hos bir tablo görÜr.
Tablonun bedeli oldukÇa yÜksektir. Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gÜnÜne almayı
ister ve bir is bulup kıt kanaat geÇinerek biriktirdiği tÜm
para ile mağazaya gider.


Sanslıdır, tablo hala satılmamıstır. İÇeri girer, tabloyu bir sÜre yakından izledikten sonra
resmi yapan sanatÇıyı bulur ve;

"Abimin doğum gÜnÜ iÇin bu resmi satın almak istiyorum, tÜm param da bu kadar" der.

Ressam bir sÜre dÜsÜndÜkten sonra resmi paketler ve Çocuğa satar.

Çocuk paketini alır ve tesekkÜr ederek Çıkar.
Mağazada adamın arkadasları da vardır ve saskın saskın sorarlar:

"Sen ne yaptın, o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar dÜsÜk bir rakama
sattın?"

Ressam cevap verir: "Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sÜrÜ insan bulabilirdim,
ancak tÜm servetini bu resme verecek kaÇ kisi bulabilirdim? ..."

SözÜn ÖzÜ: GÜnÜmÜzde insanlar her seyin fiyatını biliyor, fakat hiÇbir seyin değerini bilmiyorlar.


Oscar WILDE


Yaşamın anlamını kavramak iÇin dÜnyayı dolaşmaya Çıkan bir genÇ, gezdiği Ülkelerden birinde ÜnlÜ
bir bilgeyi ziyarete gitmişti.
Gezgin genÇ, bilgenin yaşadığı evde, tÜm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördÜ.


Fakat evi dikkatle gözden geÇirdikten sonra , yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak
kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve sandalyeden başka evde hiÇbir eşyanın olmadığını gördÜ
ve merakla sordu:

"Neden hiÇ eşyanız yok?" dedi.
"Koltuklarınız, kanepeleriniz, bÜfeleriniz.. .. Onlar nerede?"

Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence;

"Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın
kÜÇÜk bir Çantan var, yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?"

Gezgin genÇ, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu:


"Ama görÜyorsunuz.. .. Ben yolcuyum.."
ÜnlÜ bilge, hak verircesine gÜldÜ:


"Ben de öyle, yavrum" dedi. "Ben de öyle....."




HZ.ALI'NIN ağabeyi Cafer b. Ebu Talib'in oğlu Abdullah, sıcak bir gÜnde, bir kabilenin hurmalığına
inmişti.


Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta Çalışan köleye, yemek vakti ÜÇ parÇa ekmek geldiğini
gördÜ. Adam ekmeklerden birini ağzına götÜrmek Üzereydi ki, birden önÜnde aÇlığı her halinden belli
bir köpek belirdi.
Köle elindeki ekmeği köpeğin önÜne attı.

Köpek ekmeği derhal yedi.
Köle ekmeğin ikinci parÇasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi sÜpÜrdÜ.
Köle bunun Üzerine ÜÇÜncÜ parÇayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek Üzereydi ki, olup
biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu:

"Ey köle, bugÜnkÜ yiyeceğin ne kadardı?"
Köle sıkılarak cevap verdi:
"Işte bu ÜÇ parÇa ekmek."
"O halde neden kendine hiÇ ayırmadın?"

"Baktım ki, hayvan Çok aÇ. O halde bırakmak istemedim."

"Peki sen ne yiyeceksin şimdi?"
"OruÇ tutacağım."

Bunun Üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. Sonra da gidip
adamdan bu hurmalığı iÇindeki köleyle birlikte satın aldı.


Sonra döndÜ, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi:

"Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum."


Cömertliğiyle meşhur Abdullah b.. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı
sorulduğunda, bu olayı anlatır ve:

"Ama o köpeğe topu topu ÜÇ parÇa ekmek vermiş; sense ona koskoca bir
hurmalığı ve hÜrriyetini vermişsin" dediklerinde, şu karşılığı verirdi:



"Ama o elindeki herşeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını...'

-------------

DERS ALMAK LAZIM BUTUN BUNLARDAN....
#3
isim:
Dr. Ahmet Emin SEYHAN
11-12-2009 / 20:59:15
E-Mail:
Gizli!
Mesaj:
Kıssadan hisseler ...

Avrupa'nın ÜnlÜ sanat merkezilerinden birinde, Çocuğun biri, vitrinde Çok hos bir tablo görÜr.
Tablonun bedeli oldukÇa yÜksektir. Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gÜnÜne almayı
ister ve bir is bulup kıt kanaat geÇinerek biriktirdiği tÜm
para ile mağazaya gider.


Sanslıdır, tablo hala satılmamıstır. İÇeri girer, tabloyu bir sÜre yakından izledikten sonra
resmi yapan sanatÇıyı bulur ve;

"Abimin doğum gÜnÜ iÇin bu resmi satın almak istiyorum, tÜm param da bu kadar" der.

Ressam bir sÜre dÜsÜndÜkten sonra resmi paketler ve Çocuğa satar.

Çocuk paketini alır ve tesekkÜr ederek Çıkar.
Mağazada adamın arkadasları da vardır ve saskın saskın sorarlar:

"Sen ne yaptın, o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar dÜsÜk bir rakama
sattın?"

Ressam cevap verir: "Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sÜrÜ insan bulabilirdim,
ancak tÜm servetini bu resme verecek kaÇ kisi bulabilirdim? ..."

SözÜn ÖzÜ: GÜnÜmÜzde insanlar her seyin fiyatını biliyor, fakat hiÇbir seyin değerini bilmiyorlar.


Oscar WILDE


Yaşamın anlamını kavramak iÇin dÜnyayı dolaşmaya Çıkan bir genÇ, gezdiği Ülkelerden birinde ÜnlÜ
bir bilgeyi ziyarete gitmişti.
Gezgin genÇ, bilgenin yaşadığı evde, tÜm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördÜ.


Fakat evi dikkatle gözden geÇirdikten sonra , yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak
kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve sandalyeden başka evde hiÇbir eşyanın olmadığını gördÜ
ve merakla sordu:

"Neden hiÇ eşyanız yok?" dedi.
"Koltuklarınız, kanepeleriniz, bÜfeleriniz.. .. Onlar nerede?"

Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence;

"Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın
kÜÇÜk bir Çantan var, yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?"

Gezgin genÇ, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu:


"Ama görÜyorsunuz.. .. Ben yolcuyum.."
ÜnlÜ bilge, hak verircesine gÜldÜ:


"Ben de öyle, yavrum" dedi. "Ben de öyle....."




HZ.ALI'NIN ağabeyi Cafer b. Ebu Talib'in oğlu Abdullah, sıcak bir gÜnde, bir kabilenin hurmalığına
inmişti.


Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta Çalışan köleye, yemek vakti ÜÇ parÇa ekmek geldiğini
gördÜ. Adam ekmeklerden birini ağzına götÜrmek Üzereydi ki, birden önÜnde aÇlığı her halinden belli
bir köpek belirdi.
Köle elindeki ekmeği köpeğin önÜne attı.

Köpek ekmeği derhal yedi.
Köle ekmeğin ikinci parÇasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi sÜpÜrdÜ.
Köle bunun Üzerine ÜÇÜncÜ parÇayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek Üzereydi ki, olup
biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu:

"Ey köle, bugÜnkÜ yiyeceğin ne kadardı?"
Köle sıkılarak cevap verdi:
"Işte bu ÜÇ parÇa ekmek."
"O halde neden kendine hiÇ ayırmadın?"

"Baktım ki, hayvan Çok aÇ. O halde bırakmak istemedim."

"Peki sen ne yiyeceksin şimdi?"
"OruÇ tutacağım."

Bunun Üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. Sonra da gidip
adamdan bu hurmalığı iÇindeki köleyle birlikte satın aldı.


Sonra döndÜ, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi:

"Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum."


Cömertliğiyle meşhur Abdullah b.. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı
sorulduğunda, bu olayı anlatır ve:

"Ama o köpeğe topu topu ÜÇ parÇa ekmek vermiş; sense ona koskoca bir
hurmalığı ve hÜrriyetini vermişsin" dediklerinde, şu karşılığı verirdi:



"Ama o elindeki herşeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını...'

-------------

DERS ALMAK LAZIM BUTUN BUNLARDAN....
#4
isim:
Dr. Ahmet Emin SEYHAN
01-12-2009 / 23:08:51
E-Mail:
Mesaj:
Muhterem Prof. Dr. Ali CELIK hocama tesekkurlerimi arz ediyorum.. sagolsunlar...

Allah razi olsun... selam ve dua ile....
#5
isim:
prof dr Ali Çelik
01-12-2009 / 19:58:58
E-Mail:
Gizli!
Mesaj:
sayın DR Ahmet bey kardeşim; sitenizdeki blgiler gerÇekten Çok faydalı Çalışmalarınızda başarılar
diler saygılar sunarım
#6
isim:
Dr. Ahmet Emin SEYHAN
14-11-2009 / 23:38:59
E-Mail:
Mesaj:
CENNETE KİMLER GİRER

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî olanlar; bunlardan kim Allah’a ve
Ahiret gÜnÜne inanır ve iyi işler yaparsa, onların ödÜlleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir
korku olur, ne de ÜzÜlÜrler.” (Bakara 2/62)
Kendine peygamber tebliği ulaşmayan kişi, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur.
Peygamber tebliği ulaşan ise o peygambere inanmak ve onun gösterdiği gibi yaşamak zorundadır.
Tebliğin ulaşması, peygamberin mucizesini, yani peygamberlik belgesini görmekle olur. ÇÜnkÜ o zaman
Allah’ın elÇisini, gözÜyle görmÜş gibi kesin bilgiye ulaşır. Muhammed aleyhisselamın belgesi
Kur’ân’dır. Kur’ân âyetlerini, kendi anlayacağı dille anlayarak okumamış veya
dinlememiş kişilere de tebliğ ulaşmış olmaz.
Yukarıdaki âyetin bir benzeri Mâide suresinde geÇer. O âyet, öncesi ve sonrasıyla şöyledir:
“De ki: “Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilmiş
olanı uygulamadıkÇa bir değeriniz olmaz. (Ya Muhammed) Rabbinden sana indirilenler, onların Çoğunun
azgınlık ve inkârını kesin artıracaktır. Onun iÇin bu kâfirler topluluğuna ÜzÜlme.
İman etmiş olanlar; Yahûdi, Sabiî veya Hıristiyan olanlar; işte bunlardan kim Allah’a ve
Ahiret gÜnÜne inanır ve iyi işler yaparsa Üstlerinde ne bir korku olur, ne de ÜzÜlÜrler.
İsrail oğullarından kesin söz aldık ve elÇiler gönderdik. Ama onlar, canlarının istemediği bir şey
getiren elÇilerden kimini yalanlamışlar, kimini de öldÜrmÜşlerdir.” (Mâide 5/68-70)
Konu ile ilgili bir âyet de şöyledir:
“Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulacakları Ümmi Peygambere
uyanlara; işte onlara o Peygamber iyiliği emreder, kötÜlÜğÜ yasaklar. İyi şeyleri helal, pis şeyleri
haram kılar. Sırtlarından ağır yÜkleri, boyunlarından demir halkaları kaldırır atar. Kim ki ona
inanır, onu saygıyla destekler, ona yardım eder, onunla birlikte gönderilen o Nur’a uyarsa;
işte onlar umduklarına kavuşurlar.” (A’raf 7/157)
Bu ÜÇ dinde; Yahûdi, Sabiî ve Hıristiyanlarda Allah’ın varlığı ve birliği inancı ile âhiret
inancı vardır. âyette geÇen “iyi işler” kavramı, kişilerin bilgisine göre değişir.
Yukarıdaki âyetlerin aÇıkÇa gösterdiği gibi onlardan kim, son peygamberin tebliği ile karşılaşırsa
ona inanmak ve orada belirtilen iyi işleri yapmak zorundadır. Allah, bu konuda peygamberlerden kesin
söz almıştır:
“Size kitap ve hikmet veririm de, sonra sizdekini doğru sayan bir elÇi gelirse, ona
muhakkak inanacaksınız ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Bu hususta ağır ahdimi
Üzerinize aldınız mı?” demişti. Onlar: “Kabul ettik” demişlerdi. “Öyleyse
şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.” (Al-i İmran 3/81)



SonuÇ olarak yukarıdaki âyeti şöyle anlamak gerekir.
“İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî (olup kendilerine Son ElÇi’nin
tebliği ulaşmamış) olanlar; işte bunlardan kim (şirk koşmadan) Allah’a ve Ahiret gÜnÜne inanır
ve iyi işler yaparsa, onların ödÜlleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olur, ne de
ÜzÜlÜrler.” (Bakara 2/62)



Prof. Dr. AbdÜlaziz BAYINDIR
Doğru Bildiğimiz Yanlışlar 68-70
#7
isim:
Dr. Ahmet Emin SEYHAN
14-11-2009 / 23:38:37
E-Mail:
Mesaj:
CENNETE KİMLER GİRER

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî olanlar; bunlardan kim Allah’a ve
Ahiret gÜnÜne inanır ve iyi işler yaparsa, onların ödÜlleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir
korku olur, ne de ÜzÜlÜrler.” (Bakara 2/62)
Kendine peygamber tebliği ulaşmayan kişi, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur.
Peygamber tebliği ulaşan ise o peygambere inanmak ve onun gösterdiği gibi yaşamak zorundadır.
Tebliğin ulaşması, peygamberin mucizesini, yani peygamberlik belgesini görmekle olur. ÇÜnkÜ o zaman
Allah’ın elÇisini, gözÜyle görmÜş gibi kesin bilgiye ulaşır. Muhammed aleyhisselamın belgesi
Kur’ân’dır. Kur’ân âyetlerini, kendi anlayacağı dille anlayarak okumamış veya
dinlememiş kişilere de tebliğ ulaşmış olmaz.
Yukarıdaki âyetin bir benzeri Mâide suresinde geÇer. O âyet, öncesi ve sonrasıyla şöyledir:
“De ki: “Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilmiş
olanı uygulamadıkÇa bir değeriniz olmaz. (Ya Muhammed) Rabbinden sana indirilenler, onların Çoğunun
azgınlık ve inkârını kesin artıracaktır. Onun iÇin bu kâfirler topluluğuna ÜzÜlme.
İman etmiş olanlar; Yahûdi, Sabiî veya Hıristiyan olanlar; işte bunlardan kim Allah’a ve
Ahiret gÜnÜne inanır ve iyi işler yaparsa Üstlerinde ne bir korku olur, ne de ÜzÜlÜrler.
İsrail oğullarından kesin söz aldık ve elÇiler gönderdik. Ama onlar, canlarının istemediği bir şey
getiren elÇilerden kimini yalanlamışlar, kimini de öldÜrmÜşlerdir.” (Mâide 5/68-70)
Konu ile ilgili bir âyet de şöyledir:
“Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulacakları Ümmi Peygambere
uyanlara; işte onlara o Peygamber iyiliği emreder, kötÜlÜğÜ yasaklar. İyi şeyleri helal, pis şeyleri
haram kılar. Sırtlarından ağır yÜkleri, boyunlarından demir halkaları kaldırır atar. Kim ki ona
inanır, onu saygıyla destekler, ona yardım eder, onunla birlikte gönderilen o Nur’a uyarsa;
işte onlar umduklarına kavuşurlar.” (A’raf 7/157)
Bu ÜÇ dinde; Yahûdi, Sabiî ve Hıristiyanlarda Allah’ın varlığı ve birliği inancı ile âhiret
inancı vardır. âyette geÇen “iyi işler” kavramı, kişilerin bilgisine göre değişir.
Yukarıdaki âyetlerin aÇıkÇa gösterdiği gibi onlardan kim, son peygamberin tebliği ile karşılaşırsa
ona inanmak ve orada belirtilen iyi işleri yapmak zorundadır. Allah, bu konuda peygamberlerden kesin
söz almıştır:
“Size kitap ve hikmet veririm de, sonra sizdekini doğru sayan bir elÇi gelirse, ona
muhakkak inanacaksınız ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Bu hususta ağır ahdimi
Üzerinize aldınız mı?” demişti. Onlar: “Kabul ettik” demişlerdi. “Öyleyse
şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.” (Al-i İmran 3/81)



SonuÇ olarak yukarıdaki âyeti şöyle anlamak gerekir.
“İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî (olup kendilerine Son ElÇi’nin
tebliği ulaşmamış) olanlar; işte bunlardan kim (şirk koşmadan) Allah’a ve Ahiret gÜnÜne inanır
ve iyi işler yaparsa, onların ödÜlleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olur, ne de
ÜzÜlÜrler.” (Bakara 2/62)



Prof. Dr. AbdÜlaziz BAYINDIR
Doğru Bildiğimiz Yanlışlar 68-70
#8
isim:
Dr. Ahmet Emin SEYHAN
05-11-2009 / 02:33:50
E-Mail:
Mesaj:
İLİM, İRFAN VE AHLAK

“İslâm, sadece namaz, oruÇ, hac, zekât değildir; sadece sakal, sarık, cÜbbe değildir; sadece
başörtÜsÜ, Çarşaf, saye, harmani, peÇe, şalvar değildir; sadece savaş, kılıÇ, kalkan değildir; İslâm
tek yönlÜ, sığ, tek, yeknesak, monoton, bir atımlık, göstermelik gayret değildir...

Bilakis İslâm özge ve yÜce bir yaşam biÇimidir, bir ömÜr boyu daimîdir, bir pırlantanın Çeşitli
yÜzleri gibi yönleri vardır, binbir ışık cÜmbÜşÜdÜr, rengârenk gÜzel davranışlar ve edepler
manzumesidir, sayısız zevkli görevler bÜtÜnÜdÜr, Çok yararlı buyruklar, Çok hikmetli yasaklar ve
kurallar getirmiştir; eksiksiz bunların hepsini uygulamak lazım; sağlık, ruha huzur, kalbe itminan,
eve mutluluk, topluma dirlik ve dÜzen ancak böylece kazandırılabilir.


İslâm sadece zahirî ve şeklî emirler vermekle yetinmez, aynı zamanda derunî ve kalbî, sıcak ve
samimi kurallar da koyar. Maksat ve niyete Çok bÜyÜk önem ve değer verir, kalp temizliğini, Çok
bÜyÜk mÜkâfatlarla karşılar.


İslâm bir hadîs-i şerîfe göre tamamen gÜzel ahlâktan ibarettir. İnsanlar ekseriyetle gÜzel huyları
sebebiyle cennete gireceklerdir.



BugÜn birÇok insan, İslâm’ın bu Çok önemli mânevî emirlerini bilmiyor ve uygulamıyor;

· namaz kılmak, oruÇ tutmakla iş bitecek sanıyor,
· ahlâkını dÜzeltmeye Çalışmıyor,
· kalbini temizlemeye,
· nefsini ıslah etmeye,
· niyetini ihlaslı yapmaya dikkat etmiyor,
· takvaya sarılmıyor,
· ahdine vefa göstermiyor,
· sözÜnde durmuyor,
· işini dÜrÜst yapmıyor,
· Allah’ın kendisini daima görmekte olduğunu dÜşÜnmÜyor,
· gÜnahları işlemekten utanmıyor,
· haramlardan elini, eteğini Çekmiyor,
· dilini tutmuyor, sÜkûtun bir ibadet olabildiğini bilmiyor,
· gözÜnÜ haramdan sakınmıyor,
· borcunu ödemiyor,
· hocasına itaat etmiyor,
· kul hakkını yemekten kaÇınmıyor.
· “Ben de mÜslÜmanım, benim kalbim temiz.” demekle iş bitecek sanıyor.

Bu sakat mantıkla cenneti nasıl kazanacak! Hakk’ın rızasına nasıl erecek?

Hep birlikte İslâm’ın o gÜzelim ahlâk, âdab ve mâneviyatını yeniden ihyaya yönelmeli, var
gÜcÜmÜzle her yerde, her kademede ve her işte ahlâkı hâkim kılmaya Çalışmalıyız. Bence bugÜn,
İslâm’a en bÜyÜk hizmet şekli budur.

Yoksa toplumumuz tefessÜh edecek, milletÇe mahvolacağız; hem dÜnyada hem âhirette Çok feci
zararlara dûÇar kalacağız –Allah saklasın–.

GördÜm ki en bÜyÜk ihtiyacımız ilim, irfan ve tasavvufî ahlâk!”[1]




[1] Mahmud Esad COŞAN, Başmakaleler 2: Ahlak ve Hizmet İÇin Seferberlik, EylÜl 1990, s. 186-189
dan seÇilmiş pasajlar,

http://www.iskenderpasa.com/mec/makale-oku.asp, erişim 05.10.2009.


----------------------------------------
Ey iman edenler! Allah'in emirlerine uygun yasayin/aykiri davranmaktan sakinin ve dogru (sadik)
olanlarla beraber olun (onlardan ayrilarak bireysellesmeyin)!"
9/Tevbe Suresi 119

from www.zinde.info
#9
isim:
Dr. Ahmet Emin SEYHAN
18-10-2009 / 04:06:37
E-Mail:
Mesaj:
GOREN GOZLERIN KIYMETINI BILMEK VE SUKR ETMEK

Gösterdim !

GördÜ anlamına gelmez...

Söyledim !

Duydu anlamına gelmez...

Duydu !

Doğru anladı anlamına gelmez...

Anladı !

Hak verdi anlamına gelmez...

Hak verdi !

İnandı anlamına gelmez...

İnandı !

Uyguladı anlamına gelmez...

Uyguladı !

SÜrdÜrecek anlamına gelmez...



Adamın biri ilk defa gittiği kÜÇÜk bir kasabada duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka
koltukta tek başına oturan Çocuğa;
- Buranın yabancısıyım, demiş.

Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, Çok yakın olduğunu söylediler..


Çocuk arabanın penceresini aÇtıktan sonra;
Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş.

Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde..

Adam Çocuğun yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

- Ihlamur ÇiÇeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gÜlÜmsemiş Çocuk.

Kuş cıvıltıları oradan geliyor zaten.

- İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaÇtan gelmediği ne malûm?.

-Tek bir ağaÇtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış Çocuk... Üstelik manolyalar da katılıyor
onlara..
Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni Çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyacaksınız..

Adam gözlerini hafifÇe kısarak denileni yaptıktan sonra, teşekkÜr etmek iÇin döndÜğÜnde fark etmiş
Çocuğun kör olduğunu..

Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark
ettiğini..

Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya Çalışırken;
- ÜÇ yıl önce bir kaza geÇirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar Çok özledim ki!.
Sizinkiler sağlam, öyle değil mi?.

Adam Çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına
doğru yönelirken;
- Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey,benden iyi gördÜğÜndÜr..


ALINTIDIR


Gören Gözlerimizin Mutluluğunu Sonuna Kadar SÜrdÜrmeniz Dileğiyle
#10
isim:
Dr. Ahmet Emin SEYHAN
30-09-2009 / 16:57:41
E-Mail:
Mesaj:
daha once ayni sorular sorulmustu hakan ve onemsiz kardeslerim,

bakiniz..


İsim: İbrahim Mehmet Uslu
E-mail: İbrahimmehmetuslu@hotmail.com

Konu: TÜrkÇe Namaz
Mesajınız: Önyargısız baktığım zaman aklıma şu sorular geliyor,
1- Neden arapÇa bilen kendi dilinde namazını kılyorda biz kılamıyoruz anlayarak ana dilde kılınan
bi namaz daha manalı olmazmı?

2-Kur'an ın aslı elbetteki arapÇa kalmalı ama iletişimin bu kadar ileri olduğu bi devirdede
insanlar neden arapÇayla kısıtlanıyorki bence bu tavır islamın önÜnÜ tıkıyor bunun iÇindirki pek
dÜnyaya yayılamıyor belkide ÇÜnkÜ sokaktan geÇen 100 kişiye sorun bakalım kaÇı biliyor fatihanın
anlamını

Şehir: Aydın

-------------------


ibrahim bey,

en kisa zamanda umreye gitmenizi ve ka'be de 55 islam ulkesinden gelenlerin birlik ve butunluk
icinde nasil namaz kildiklarini gormenizi isterim...

eminim yazdiginiz dusunceleriniz degisecektir...

ayrica fatihanin anlamini ogrenmek ve ezberlemek sadece 2 saatinizi alir...

bir omur boyuda anlayarak kilarsiniz... neden olmasin...

herkes bunu yapabilir.... camiden cikanlar bunun anlamini ogrenmiyorlarsa suc kendilerinindir...
engel olan mi var.... bunun sucu ne islam indir. ne de hocalarindir.. kabahat ogrenmeyenlerdedir...
herkse biraz gayret etmelidir...

islam in evresel bir din oldugu gercegini ve birlik ruhuna verdigi onemi daha iyi anlamak icin
butuncul bakmak gerekebilir... o zaman neden arapca inmis kuran bunu daha rahat anlayabilriz. ve
kavrayabiliriz....

lutfen meseleye tek tarafli bakmayiniz.... cok yonlu konuyu inceleyeniz..

islam dunyaya yayilamiyorsa eger, bu, muslumanlarin hatalari yuzundendir... sorumluluk
bilinclerinin az ya da hic olmayisindandir...

herkes kendine bakmalidir...

ben de dahil olmak uzere bu boyledir..

saygilarimla....

selam ve dua ile...........

(su an gecici gorevle hollanda'dayim.. o yuzden bu klavye de turkce karakterler yok.. kusura
bakmayiniz.)

--
Dr. Ahmet Emin SEYHAN

www.ahmeteminseyhan.blogcu.com

----------------------------------------

evet kardeslerim,

ibadetlerinizi arapca yapiniz ve anlamini ogrenmeye calisiniz... 90 dakikada bir namaz suresini
rahat ogrenebilrsiniz....
futbol macini izlemeye gelince zaman var, ama dini ogrenmeye gelince zaman yok mu?

olmaz iste bu.... daha samimi olalim...

Arap olanın olmayana hic bir ustunlugu yoktur... ustunluk takvadadir...

takva ise; Allaha karsi sorumluluk bilincidir... yaptigi isi mukemmel yapmaktir... guzel ahlak
sahibi olmaktir... butun dunyaya ornek olacak davranislar sergilemektir... dogru ve saglam bilgi ile
hareket etmektir...

sloganlarla hareket etmemektir... dini dogru kaynaklardan ogrenmektir... yarim hocalardan
kacinmaktir...

Diyanet in yeni cikan 5 ciltlik ''kuran yolu'' tefsirini alip okumaktir.. butun sorulariniza
cevaplari oradan bulabilirsiniz... hem guvenli hem de saglam bilgiler buradadir...

yuce kitabi bu tefsirden ogrenin...

seviyesiz kitaplari, yarim hocalari, hoca gecinenleri, uzman olmayanlarin goruslerini ve uyduruk
siteleri terk edin... kendinize yazik etmeyiniz....

saglam kaynaklarin suyunu iciniz...

sevgiyle..... saygilarimla.....

Tüm Hakkı Saklıdır. SiteAraclari.com © 2006-2009
Oluşturma Süresi : 0.0102 saniye